1. Haberler
  2. Gündem
  3. CHP Sözcüsü Sarı: Kadıköy, Sancaktepe, Sarıyer, Konyaaltı ve Alanya belediye başkanlarımızı tedbirli biçimde disipline sevk ettik

CHP Sözcüsü Sarı: Kadıköy, Sancaktepe, Sarıyer, Konyaaltı ve Alanya belediye başkanlarımızı tedbirli biçimde disipline sevk ettik

CHP Sözcüsü Müslim Sarı, 5 belediye başkanının tedbirli olarak disipline sevk edildiğini açıklayarak, "5 belediye başkanımızın kesin çıkarma talebiyle tedbirli olarak disiplin kuruluna sevkini oy birliğiyle kararlaştırmış bulunuyoruz. Bu belediye başkanlarımız; İstanbul Sancaktepe Belediye Başkanımız Alper Yeğin, Sarıyer Belediye Başkanımız Mustafa Oktay Aksu ve Kadıköy Belediye Başkanımız Mesut Kösedağ. Konyaaltı Belediye Başkanı Cem Kotan, Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçekici" dedi.

CHP Sözcüsü Sarı: Kadıköy, Sancaktepe, Sarıyer, Konyaaltı ve Alanya belediye başkanlarımızı tedbirli biçimde disipline sevk ettik
Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(ANKARA) –  CHP Sözcüsü Müslim Sarı, 5 belediye başkanının tedbirli olarak disipline sevk edildiğini açıklayarak, “5 belediye başkanımızın kesin çıkarma talebiyle tedbirli olarak disiplin kuruluna sevkini oy birliğiyle kararlaştırmış bulunuyoruz. Bu belediye başkanlarımız; İstanbul Sancaktepe Belediye Başkanımız Alper Yeğin, Sarıyer Belediye Başkanımız Mustafa Oktay Aksu ve Kadıköy Belediye Başkanımız Mesut Kösedağ. Konyaaltı Belediye Başkanı Cem Kotan, diğeri ise Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçekici” dedi.

CHP Sözcüsü Müslim Sarı, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından basın açıklaması gerçekleştirdi. Ekonomi ile ilgili ortaya çıkan verileri MYK’da değerlendirdiklerini söyleyen Sarı, reel sektör döviz pozisyon açığının Temmuz rakamlarının açıklandığını hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Döviz pozisyon açığı, firmaların döviz varlıklarıyla döviz yükümlülükleri arasındaki farktır. Eğer yükümlülükler varlıklardan fazlaysa açık veriyorsunuz demektir. Bu şöyle bir şey: Cebinizde 100 dolar var ama 150 dolar borcunuz var. Siz 50 dolar açık veriyorsunuz. Yani döviz kuruna karşı kırılgansınız demektir. Bu sizin döviz kuruna karşı kırılganlığınız, ulusal para değer kaybettiğinde, yani dövizin değeri arttığında, zarar yazacaksınız demektir. Dolayısıyla döviz pozisyon açığının belli seviyelerde kalması ülkeler açısından önemlidir. Ancak temmuz itibarıyla Türkiye, tüm zamanların en yüksek reel kesim döviz pozisyon açığını vermiştir.

Ne kadar? 211 milyar dolar. Yani reel sektörde yer alan firmaların döviz varlıkları, döviz yükümlülüklerinden 210 milyar dolar daha az. Bu, bundan 2 yıl önce 64 milyar dolarmış. Yani 150 milyar dolar artmış. Bu ne demek? Eğer ulusal para yüzde 10 değer kaybederse, söz gelimi dolar 50 liradan 55 liraya çıkarsa, bu 221 milyar dolarlık açığın karşılığı bu reel sektör firmalarına tam 20 milyar dolar zarardır. Bilançosunda negatif bir unsurdur.

Dolayısıyla çok ciddi bir risk altındadır reel sektör firmaları. 2001 krizinden farklı olarak, 2001 krizinde bankacılık sistemi, yani finansal sektör döviz pozisyonu açığıyla karşı karşıyaydı. Sonra BDDK kuruldu. Bu açıklar izleniyor ve denetleniyor. Ama reel sektör firmaları, doğrudan üretim yapan firmalar denetlenmiyor. Onları izleyen bir kurum yok. Onları zorlayan kayıtlar söz konusu değil. Dolayısıyla bu kez doğrudan doğruya reel sektör firmalarının büyük bir riskle karşı karşıya kaldığını görüyoruz. Hele ki bu dönemde-birazdan belki ayrıntılarını konuşuruz- bu fon rezaletiyle, bu fon skandalıyla, bu fon yolsuzluğuyla para piyasalarından çıkan kesimlerin dövize yönelebilme ihtimalinin olduğu bir zamanda ve zeminde reel sektör firmalarının döviz pozisyonu açıkları son derece düşündürücüdür. Zaten görüyoruz Merkez Bankası rezervlerinden. Merkez Bankası piyasaya girerek döviz çok yukarıya çıkmasın diye piyasadan, piyasaya döviz satıyor. Şimdi bu miktar 9,4 milyar dolar. Yani son 2 haftada Merkez Bankası 10 milyar dolara yakın döviz sattı. Neden? Döviz kurları fazla yukarı çıkmasın diye, ulusal para fazla değer kaybetmesin diye; özellikle para fonlarından çıkan, borsadan çıkan yatırımcıların ellerindeki likit fonları dövize yatırmalarının döviz üzerinde yaratacağı etkiyi en aza indirgemek üzere. Dolayısıyla biz aslında bu fon yolsuzluğunun etkilerini yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. 1 ayda Merkez Bankası rezervlerindeki değişiklik bunun bir göstergesi.”

“ENSLASYONUN YÜZDE 21 OLACAĞINA KİMSE İNANMIYOR”

Eşel Mobil Sistemi’nin 1 Ekim’den itibaren sona ereceğini hatırlatan Sarı, “Bunun sona eriyor olmasının doğrudan doğruya benzin ve mazot fiyatları üzerinde hemen yarından başlayarak, belki 1 gün sonradan başlayarak 12 liralara, 15 liralara, 16 liralara varan çok yüksek miktarda artışların olacağını görüyoruz. Bugünden görme şansına sahibiz. Eşel Mobil Sistemi geçici bir sistemdir, kalıcı bir çözüm yaratmamaktadır, vergi kaybına neden olmaktadır ve bir yerde bitecekti ve bu da 1 Ekim tarihi itibarıyla sonlandırıldı. Sonuçta ne oldu? Sonuçta biz benzin fiyatlarını yine istediğimiz yerlerde tutamayacağız ama karşılığında da 400 milyar lira vergi gelirinden vazgeçeceğiz, yani vergi kaybıyla karşı karşıya kalacağız. Önümüzdeki günlerde benzin fiyatlarının 100 liranın üzerine çıkması çok mümkün görünüyor. Dolayısıyla enflasyon hedeflerinin herhangi bir şekilde tutması söz konusu değildir. Daha bugünden OVP’nin 2027 yılı için ortaya koyduğu yüzde 21’lik enflasyon hedefinin tutmayacağı anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu yüzde 21 üzerinden hesap yapanlar, bu yüzde 21 üzerinden işçiye, memura, emekliye zam hesabı yapanlar bu hesaplarını gözden geçirsinler, bundan vazgeçsinler. Çünkü enflasyonun yüzde 21 civarında olacağına hiç kimse inanmıyor. Ne hanehalkı inanıyor, ne reel sektör inanıyor, ne finansal sektör inanıyor. Bence bu hedefi koyanlar da inanmıyor. Yani Merkez Bankası da inanmıyor, İttifak Cumhur İttifakı da inanmıyor, Cumhurbaşkanı da inanmıyor. Dolayısıyla kimsenin inanmadığı bir şey için bu kadar çok plan yapmaya, hesap yapmaya gerek yok” dedi.

Ekonomik verilere bakıldığında hane halkının yoksulluğunun ve açlık sınırının arttığına dikkat çeken Sarı, “Biz Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında önümüzdeki dönemde hiçbir bireyin yatağa aç girmemesi için bir ‘sıfır açlık’ projesi çerçevesinde hiç kimsenin aç olmayacağı, hiçbir ücretin açlık sınırı altında kalmayacağı bir Türkiye vadetmiyoruz. Aynı zamanda 5 yıllık bir iktidarın sonunda da yoksulluk sınırının altında hiçbir ailenin kalmayacağı bir yapı öneriyoruz. Buna da ‘sıfır yoksulluk’ diyoruz. Dolayısıyla iktidara geldiğimizde hemen uygulayacağımız ücret politikasıyla ve ücret zamlarıyla, gelirler politikasıyla ‘sıfır açlık’, peşinden de ilk dönem sonrasında ‘sıfır yoksulluk’ projesi bizim Cumhuriyet Halk Partisi’nin en önemli projelerinden biridir” ifadelerini kullandı.

“DEVLET DENETLEME KURULU GÖREVE ÇAĞRILMIŞ ANCAK İŞ İŞTEN GEÇTİKTEN SONRA”

Fon krizine ilişkin de konuşan Sarı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Devlet Denetleme Kurulu’na görev verilmesi konusundaki çağrısını hatırlatarak, şunları söyledi:

“Nihayet Devlet Denetleme Kurulu göreve çağrılmış ancak tabii iş işten geçtikten sonra. Peki sonradan öğreniyoruz ki Devlet Denetleme Kurulunun başkanı da aslında Borsa İstanbul’un yönetim kurulunda yer alıyor. Her ne kadar istifa ettiğine ilişkin söylentiler varsa da bu bir şeyi değiştirmez. Çünkü bu kişi kendi dönemini denetleyecek. Yani istifa etmiş olsa bile kendi döneminde yönetimde iken ortaya çıkan durumları denetleyecek. Bu asla kabul edilemez. Kamudaki denetim elemanlarının denetlediği kurumlarla herhangi bir yönetsel ilişki içine girmemesi şarttır. Katılımevim ve Birevim’in Emlak Katılım Bankasına devri meselelerini konuşmuşlar. Dün hak sahiplerine ödeme için yol haritasını konuşmuşlar. İşte denetim elemanlarının güçlendirilmesi, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi için idari ve hukuki düzenlemeleri konuşmuşlar. Peki bunların hepsini konuşmuşlar da sorgulamaya tabi olan, adli süreçlere muhatap olan kişilerin sadece ve sadece manipülasyon yaptıkları değerlendirilen ya da bu yüksek miktarlarda karlar elde ettiği değerlendirilen kişi olması ancak burada hiçbir kurumsal sorumluluğun tanımlanmıyor olması ve bu kurumsal sorumluluğun arkasındaki siyasal sorumluluğun hiçbir biçimde ele alınmıyor olması çok komiktir. Açıkçası kamuoyunun beklentileri bu değildir. Top çevirmektedir Beştepe. Beştepe konunun etrafında dolanmaktadır, top çevirmektedir. 11 ay boyunca fonlardaki bu yolsuzluğa, usulüne uygun olmayan bu işlemlere göz yuman Sermaye Piyasası Kurulunun başkanı utanmadan kızarmadan Beştepe’de yapılan toplantıya katılmakta ve o masada oturmaktadır.

Şimdi buradaki suçlular sadece bu manipülasyonları yapanlar mı? Buradan para kazananlar mı? Denetleme görevini yerine getirmesi gereken ama bu görevi yerine getirmeyen kurumlar hesap vermeyecek mi? Bu kurum yöneticileri, yani Sermaye Piyasasından tutun Piyasası Kurumundan tutun borsaya kadar, Takasbanktan tutun diğer kurumlara kadar… Buna göz yuman, suçun parçası olan, eğer ortada bir suç varsa suçun parçası olan bu kurumlar hesap vermeyecek mi? Bu kurumların buna göz yummasına olanak sağlayan bir siyasal irade varsa bunun arkasında, ki olduğuna ilişkin ciddi emareler var, bunlar hesap vermeyecek mi? Bunlar, bunları tartışmayacak mıyız? Bunlar konuşulmayacak mı? Bunların mal varlıklarına el konulmayacak mı? Ama bunları yapmak yerine sadece ve sadece ‘Biz Beştepe’de bir kurul topladık, 2 tane katılım firmasını bir katılım firmasına bağlıyoruz, Devlet Denetleme Kuruluna inceleme yetkisi veriyoruz, artık onlar da incelemeye başlayabilir, hak sahipleri için yol haritası belirledik’ deyip duruma el mi koymuş oluyorsunuz? Bu çok komiktir. Bu gülünçtür. Bu Türkiye’yle dalga geçmek demektir. Böyle bir şey asla söz konusu değil. Dolayısıyla samimi olmaya davet ediyorum. Bu kurumsal çürümüşlüğe müdahale etmeye davet ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki,’Burada kimin sorumluluğu varsa, kim bu işin paydaşı ise bundan hesap soracağız, kimse bundan kaçamayacak.’ Sermaye Piyasası Kurulu başkanı yanı başında oturuyor. 11 ay boyunca göz yuman kişi orada duruyor. Mehmet Şimşek 11 ay önce ‘Burada manipülasyon olduğu değerlendiriyorum’ dediğinde 11 ay boyunca buna müdahale edemiyor oluşunun arkasında… Eğer müdahale etmiyorsa kendisinin istifa etmesi gerekir. Ama edemiyorsa o zaman müdahale edemiyor oluşunun arkasındaki mekanizma ne? Cumhurbaşkanı’nın bunu sorgulaması gerekir. Bunu çıkartması gerekir. Buradaki kurumsal sorumlulukları, buradaki kurumsal çürümüşlükleri değerlendirmesi gerekir. Yargının da buna bakıyor olması gerekir. Sadece manipülasyon yaptığı değerlendirilen kişileri kovuşturmalarla adli süreçlere tabi tutarak bunların mal varlıklarına el koyarak bu meseleden kaçamayız. Çözemeyiz bu sorunu. İleride ortaya çıkabilecek daha büyük sorunlara yol vermemek açısından bütüncül bir biçimde konuya yaklaşıyor olmanın son derece önemli olduğunu değerlendiriyoruz. Bu konu bizim hâlâ gündemimizdedir. Sürekli tartışıyoruz. Sürekli bunun finansal boyutlarıyla ilgili değerlendirmeler alıyoruz. Bununla ilgili bir kurulumuz var. Bu kurulumuzda da bu konu sürekli değerlendiriliyor. Sürekli yeni boyutlar ortaya çıkıyor. Bunları da yakından inceliyoruz.”

Dış politika gündeminin de MYK’da ele alındığını söyleyen Sarı, ABD’nin Irak’tan çekilme sürecini ve Rusya’daki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirtti.

MYK’da parti içi süreçlerinde değerlendirildiğini söyleyen Sarı, Kılıçdaroğlu’nun TBMM açılışı dolayısıyla yapılacak Genel Kurula ve akşam düzenlenecek resepsiyona katılacağını açıkladı. CHP’li belediye başkanlarının AK Parti’ye katılmasını eleştiren Sarı, “Meseleyi sadece bir siyasi sorun olarak da görmüyoruz, gerçekten bunu bir ahlaki sorun olarak da görüyoruz ve ahlaki sorun olarak da değerlendiriyoruz. Bu arkadaşlarımız hangi vesileyle, hangi gerekçeyle, hangi motivasyonla iktidar partisinin saflarına katılıyor olurlarsa olsunlar; bunların hiçbirinin, bu gerekçelerin hiçbir karşılığı, hiçbir meşruiyeti olamaz. Yani biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu asla ve kat’a kabul etmiyoruz” dedi.

“ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE ATAŞEHİR BELEDİYESİ’NDE YAŞANANLARA DİKKAT EDİN”

Belediye başkanlarının Özgür Özel yönetiminde belirlendiğini hatırlatan Sarı, belediye başkanlarını belirleyen dönemin yönetimini tekrar öz eleştiri yapmaya çağırdı. Ataşehir Belediyesi’nin 6 belediye meclis üyesinin AK Parti’ye geçtiğini söyleyen Sarı, “CHP’nin 24 olan belediye meclis üyesi sayısı bir gecede 18’e düştü. 18’e 18 hâline geldik. Bilmiyorum bu size bir şey çağrıştırıyor mu? Benzer süreçleri Yüreğir’de, benzer süreçleri Üsküdar’da yaşadık. Ben şimdi buradan şöyle bir öngörüde bulunmak istiyorum basın mensuplarının huzurunda bütün Türkiye’ye: Önümüzdeki günlerde Ataşehir Belediyesi’ne yeni bir operasyon yapılarak belediye başkan vekilinin gözaltına alınması, peşinden bir belediye başkan vekilliği seçiminde bu belediyenin AKP’ye kazandırılması konusunda bir çalışma mı var? Hep beraber yaşayıp göreceğiz. Ben önden uyarıyorum, önden söylüyorum bunu. Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak yaşadığımız bütün bu süreçlerden elde edilmiş bir tecrübeyle söylüyorum size. Bunu bütün Türkiye’nin gündemine getirmek istiyorum: Önümüzdeki günlerde Ataşehir Belediyesi’nde yaşananlara dikkat edin, hep beraber izleyin bunu, göreceğiz” ifadelerini kullandı.

5 BELEDİYE BAŞKANI DİSİPLİNE SEVK EDİLDİ

CHP üyeliği süren ancak YENİ PArti ile hareket eden belediye başkanlarını daha önce uyardıklarını söyleyen Sarı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ayrılıp gitmeseler bile partinin içinde kalan arkadaşlarımızın da birinci görevi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğini korumaktır. Yine bu kürsülerden defalarca söyledim, hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nin üstünde değildir; Genel Başkan dâhil, şu anki Genel Başkan da dâhil. Hiç kimse, hiçbir belediye başkanı, hiçbir milletvekili, hiçbir parti yöneticisi… Az olan Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı da Cumhuriyet Halk Partisi’nin yöneticileri de Cumhuriyet Halk Partisi’nde en sıradan düz üye de en alttaki üye de hiçbir yetkisi olmayan, yönetsel yetkisi olmayan bir üye bile olsa birinci vazifesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğini korumaktır. Bu, her üyenin kırmızı çizgisidir. Biz bunu defaatle burada dile getirdik, aynı yerdeyiz.

Partinin disiplin süreçlerine uygun hareket etmeyen, partinin kurumsal kimliğini zedeleyen iş, eylem ve davranışlarda bulunan bütün arkadaşlarımızı izlediğimizi, takip ettiğimizi, not ettiğimizi, zaman zaman kendilerini uyardığımızı buradan söyledim. Ancak bütün bunlara rağmen bu süreç içinde, özellikle son 1 haftada ortaya çıkan bazı gelişmeler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi belediye başkanlarının bazılarıyla ilgili bir değerlendirme yapmayı zorunlu kıldı. İstediğimiz bir değerlendirme değil, keyif aldığımız, zevk aldığımız bir karar da değil. Ama bu kararı Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüzel kişiliğini koruyabilmek, kurumsal kimliğini koruyabilmek için almak zorundaydık. Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyesi olup başka bir siyasal partiye çalışmak çok açık bir disiplin suçudur. Bunu defalarca burada söyledim. Hiç kimse bundan azade değildir. Hiç kimse, yetkisi, makamı ne olursa olsun… Hiçbir kurum da bunu kabul edemez. Yani bırakın bir siyasal partiyi, herhangi bir kurum -bu bir şirket olabilir, bu bir vakıf olabilir, bu bir dernek olabilir- o üye, o kurumun amaçlarını gerçekleştirmek üzere vardır. Onun için üye olmuştur, üyelik vazifesi bunu gerektirir. Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde olup Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyelerini üyelikten istifaya zorlayamaz. Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde olup da başka bir partinin lojistiğini üretmeye çalışamaz, oraya katkı veremez. Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde olup da başka bir siyasal partinin genel başkanına ‘Genel Başkanım’ diyemez. Bu sürdürülebilir değildir.

Ahlaki olan, etik olan şudur: Bu şekilde düşünen arkadaşlarımızın partiyle yollarını ayırmasıdır, siyasal tercihlerini yapmasıdır. Başka bir siyasal yolculuğa çıkacaklarsa bu siyasal yolculuğa uygun hareket etmek ahlaki olandır. Ama ahlaki olmayan; bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda durmaktır. Ahlaki olmayan; ruhu içeride bedeni dışarıda ya da bedeni içeride ruhu dışarıda durmaktır. Bu sürdürülemez, bunu hiçbir kurum kabul edemez. Dolayısıyla biz defalarca bu kürsüden bunu not ettiğimizi, takip ettiğimizi söyledik. Ancak bu hafta gelmiş olduğumuz noktada artık bazı belediye başkanlarımızla ilgili bazı kararlar almak zorunda kaldık.

Aldığımız karar, 5 tane belediye başkanımızla ilgilidir. Bu 5 belediye başkanımızın kesin çıkarma talebiyle tedbirli olarak disiplin kuruluna sevkini oy birliğiyle kararlaştırmış bulunuyoruz. Bu belediye başkanlarımızdan 3 tanesi İstanbul’da: İstanbul Sancaktepe Belediye Başkanımız Alper Yeğin, yine Sarıyer Belediye Başkanımız Mustafa Oktay Aksu ve Kadıköy Belediye Başkanımız Mesut Kösedağ. Bu 3 belediye başkanımıza, İstanbul’daki bu 3 belediye başkanımıza dediğim gibi tedbirli bir biçimde disipline sevk etmiş bulunuyoruz. Ondan başka 2 tane de Antalya’da bulunan belediye başkanımız için aynı süreci işletiyoruz. Bunlardan biri Konyaaltı Belediye Başkanı Cem Kotan, diğeri ise Alanya Belediye Başkanı Osman Tarık Özçekici. Dediğim gibi bu ne ilktir ne de sondur. Biz izlemeye, takip etmeye devam ediyoruz. İlkelerimiz nettir, kurallarımız nettir, kriterlerimiz nettir. Bu kriterlere, bu kurallara, partinin kurumsal kimliğine uygun olmayan hareketlerde bulunan arkadaşlarımızın aynı şekilde, aynı yöntemlerle, aynı süreci işleteceğimizi de buradan ilan etmek istiyorum.”

Sarı, İstanbul İl Başkanlığı atamasının MYK gündeminde konuşulmadığını söyledi.

 

CHP Sözcüsü Sarı: Kadıköy, Sancaktepe, Sarıyer, Konyaaltı ve Alanya belediye başkanlarımızı tedbirli biçimde disipline sevk ettik
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.